Basında

Babasına söz verdi Ağrı’ya çıkıp kitap yazdı

Bu sevgiyi nasıl tarif edersiniz, neyi örnek vererek anlatırsınız? 
Biraz düşünün…
Değerlerin, insan ilişkilerinin yıprandığı; menfaatlerin öne çıktığı, hiç kimsenin elini bile kaldırmadığı, herkesin koşuşturmaktan sevgiyi unuttuğu, hatta kendini hatırlamakta zorlandığı bir dönemde “karşılıksız sevgi”yi nasıl anlatabiliriz?
Aslında dünya ne kadar değişirse değişsin, insanlar ne kadar yabancılaşırsa yabancılaşsın…
Bir tek örnek vardır, “karşılıksız sevgi” için…
O da bir annenin, bir babanın çocuğuna duyduğu sevgidir.
Ve elbette…
Sevgiyle büyümüş o çocukların anne ve babalarına olan karşılıksız sevgileridir.
* * *
Bugünkü yazım, işte öyle bir öykü, Berrin Yıldızoğlu’nun yazdığı bir roman üzerine…
Romanın adı; “Babam İçin…”
Berrin Yıldızoğlu, Eskişehir’de doğmuş. Ailesinin İzmir’e yerleşmesi nedeniyle ilk, orta, lise öğrenimini ve biyoloji alanındaki yüksek öğrenimini burada tamamlamış.
20 yıl bir şirkette satış yöneticiliği yapmış. 
2007 yılında da mesleki transfer nedeniyle Ankara’ya yerleşmiş.
Profesyonel hayatın yanında dağcılığa merak salmış, profesyonel fotoğrafçılık yapmaya başlamış. 
Berrin Yıldızoğlu; Türkiye’nin değişik yerlerini gezdikçe, dünyanın farklı coğrafyalarını gidip fotoğrafladıkça ve notlar tuttukça kafasında bir kitap projesi başlamış.
Arşivini zenginleştirmiş, notlarını kısa öykülere dökmeye başlamış.
İç sesi de sürekli, “Allah’ım bana yüreğe dokunacak, insanları etkileyecek sözlere sahip bir konu ver” diye sürekli uyarıyormuş.
Ankara’ya yerleşme işte bu motivasyonu arttırmış.
Yeni şehir, yeni iş, yeni insanlar…
Zamanla kendisine yabancı bu şehirde bildiği bir kucağa sığınmış, doğaya…
Ve yazılara…
Bir dağcılık kulübüne üye olmuş. Kulüp üyelerinin Ağrı Dağı’na tırmanacaklarını öğrenmiş, adını o listeye yazdırmış ki…
İzmir’den babası Mehmet Yıldırım Yıldızoğlu’nun rahatsızlandığı haberi gelmiş.
Uzakta olduğu ve etkilenmemesi için babasının kanser olduğu kendisinden gizlenmiş.
İzmir’e geldiğinde raporu eline aldığında babasının kanserin son aşamasında olduğu ve bir ay kadar ömrü kaldığını öğrenir.
Doktorun “Kendinizi hazırlayın” sözüyle adeta yıkılır.
* * *
Berrin Yıldızoğlu’nun babasıyla son diyalogları şöyle geçer:
“Babacığım senin için Ağrı Dağı’na çıkacağım ve kitap yazacağım…”
Sonrasını Yıldızoğlu anlatıyor:
“Ankara’ya dönerken artık benim babam yoktu. Olaylar o kadar hızlı seyretti ki, mayısta babamı kaybetmiş, ağustosta Ağrı Dağı’na tırmanmış ve dokuz ayda büyük acılar çekerek yazdığım kitap babalar gününde raflarda yerini almıştı. Sözümü tutmuştum. Bugün sözümü yerine getirebilmiş olmanın tarifsiz huzuru ve mutluluğu içindeyim…”
“Babam İçin” Berrin Yıldızoğlu’nun daha önce yazdığı küçük bir öykünün romanlaştırılmış hali…
Romanda bahsettiğim bu “karşılıksız sevgi” kadar, yazarın Ağrı’ya yaptığı zorlu tırmanışın da öyküsü var.
Berrin Yıldızoğlu, romanı için şöyle konuşuyor:
“İçine ailemle ve Ağrı’yı yerleştirdim. Başkarakter Elif, yeri geldi ben oldum, yeri geldi bir başka Elif… Diğer yarattığı karakterleri de sevdim, hepsi tanıdık karakterlerdi, etrafımızdaki insanlardı. Yazarken bir kurgu yaratmamın sebebi; baba duygusunu hiç tatmayan kişilerin de olduğu gerçeğiydi. Ve, elbette babasını kaybeden tek kişinin ben olmadığım bilinciydi. Hep bir kitap yazmak istedim, ama keşke bana yazdıran sebep babamın ölümü olmasaydı…”
* * *
Berrin Yıldızoğlu, “Babam İçin” adlı romanından sonra ikincisi için çalışıyor.
Ağrı Dağı’ndan sonra Kaçkar’a, Afrika’da Mount Kenya ve Kilimanjaro dağlarına çıkmış.
Ben de dağları seviyorum.
Amerikan dağcı Fred Beckey gibi düşünüyorum.
“Çok karışık ve tanımlanamaz bir şey, belirsizliğin çekiciliği…” diyor Beckey…
Berrin Yıldızoğlu’nun ilk romanı babası içindi.
İkincisi belki belirsizliğin çekiciliği üzerine olur…