DEMİRKAZIK DAGI

Torosların eşsiz bölgesi Aladağlar ve Aladağların efendisi Büyük Demirkazık Dağı (3756 m)

Baktım şehirde tıkanıyorum, nefes alamıyorum başlıyor içimde bir dağ sevdası. Seçimimi neye göre yapıyorum;İnanmayacaksınız ama düşünmüyorum. Benim için adeta şekilleniyor. Bana düşen sadece ve sadece deliler gibi arzulamak.

Demirkazık dağı için 2 yıl kadar önce Tafa ile konuşmuştum ”beraber gidelim ne olur” diye yalvarma boyutunda 🙂 Sonra iş güç unuttum gitti. 21 Ağustos günü Bolu ile ilgili bir konu için aramıştım onu ve telefonu kapatırken pek tabi dağlara gitmenin mevzusunu yaptık. Bir iki gün içinde program için bana döneceğini söylemişti ve 25 Ağustos akşamı ”gidiyoruz” diye aradığında işteydim. Heyecandan dizlerimin bağı çözülmüştü. Cidden tir tir titriyordum. Resmiyeti severim, insanlara kolay kolay sokulmam ama mutluysam bir de üstüne sevindiysem hak getire. Personelime sarılmış ” Dağa gidiyorum, dağa gidiyorum” diye yerimde zıp zıp zıplıyordum. Sonra program ve kişiler şekillenmeye başladı. Gökhan gelecek, iki bayan arkadaş, Ufuk ve Sezgin…Dağlara yolculuğuma başladığımdan bu yana törpülenmiştim ve artık değişikliklere karşı gardımı almaktan vazgeçerek ”sorun değil” dedim. Uçaktan Adana’ya indiğim zaman gözüm buluşacağım Ufuk ve Sezgin’i arıyordu. Bir tek kişi vardı gözüme olur diye çarpan o da dağ çantaları yanı sıra elinde bir laptop çantası taşıyordu ve yalnızdı. Kondurmadım. Sonra buluşmak için çevirdiğim ilk numara Sezgin Bayrak oldu ve beş dakikaya yanımda olacağını söyledi. Hey hak meğer laptoplu arkadaş benim yoldaşmış. Ufuk hastalanmış ve tek başınaymış. Beraberce bir taksiye atladık ve Çamardı otobüsüne binmek için garaja gittik. Hiç yabancılamadık birbirimizi ya da ben kendi adıma öyle düşünüyorum diyelim. Demirkazık köprüsünde Tafa bizi karşıladı ve iki bayan arkadaşta rahatsızlanmış Böylece ekip kaldı 4 kişi. İkisi rehber ikisi yolcu… Ben, Sezgin Bayrak, rehberler Mustafa Müslüm Kalaycı, Gökhan Hisarcıklılar.Demirkazık köyünde Ramazan’ın evine kahvaltıya konuk olduk. Bazlama ekmeğine benzer bir hamur, çiğ börek kıvamı değişik bir börekle karşılaşan ben ”Siz buna ne diyorsunuz” dedim. Ramazan tuhaf tuhaf yüzüme baktıktan sonra ”biz buna börek diyoruz” dedi. Çok tuhaf bir duruma düşmüştüm ama bu cevaba çok güldük. Güzeldi. Ve sonra seyrinde etkinlik; Arpalık-Dipsiz Göl Yürüyüşü sonrası devasa doğu duvarına bakan kampımıza varıyoruz.Gökhan şipşak neskafe sunuyor bize. Sonra oba çadırından Muhammet Tafa abisine selam veriyor. Ardından Muhammet’in babası Üzeyir bizi çaya davet ediyor. Gökhan’ın pişirmiş olduğu noodle’ı mideye gönderiyorum ve gece lambalarımız eşliğinde oba çadırının yolunu tutuyoruz. Üzeyir ve Nuriye karı koca en çok kunuşan Nuriye. Üzeyir vur ensesine lokmasını al nasıl mülayim bir adam. Nuriye konuşuyo o gülüyo çok güzeller. Ha bu arada yanlış anlamayın. Üzeyir’i kapıda karşılıyor Nuriye, çocukları babanın etrafında el pençe. Saygı sevgi diz boyu. Nuriye alıyor sazı eline, o dağcı bu dağcı anlatıyor ama öyle güzel anlatıyor ki o gülüyor biz gülüyoruz. Muhammet koyunları gütmeden dönünce eşlik ediyor bize, nasıl güzel bir çocuk utangaç gözünü gözümden sakınıyor. Kurtlar 25 koyunlarını haşat etmiş, köpekler aç kalmış dağcıların çadırını parçalamış bir sürü hikaye dinliyoruz. Yarın zirveye yolculuk var izin alıp ayrılıyoruz yanlarından.Gece kurt uluması, köpek havlamasından gözüme uyku girmiyor. Sonra köpeğin biri çadırımın dibine kadar sokuluyor..ben bunları sabah bizimkilere anlatınca etkinlik boyu benimle dalga geçtiler. Sanırım artık ben de bahsi geçecek dağcılardanım. ”Şimdi bi kız vardı kurt köpek falan anlatınca sen bu kork bir de ısrarla benim yaptığım böreğe isim takmaya çalıştı” falan diye…

Neyse 30 Ağustos sabah 07.15 zirve tırmanışı için yola çıkıyoruz. Demirkazığın klasik rotasına girmeden önce kuzey doğu geçidine tırmanıyoruz.Uzun zamandır dizlerimden şikayetçiyim Tafa biliyor ama sağ el bileğimdeki rahatsızlığı gizliyorum. Önlem için bandaj ve merhem çantamda. İlk kez bu denli nefes nefese kalıyorum ve kendimde inanmayarak Gökhan’a ”ben bırakıyorum” diyorum. Gökhan’sa cevaben gülüyor ve devam. Çarşaklardan kayalık alana geldiğimizde Tafa bana ”dik dur ve ayaklarına güven” diyor ve bir de dört ayak üzerinde ilerlersem daha çok nefes nefese kalacağımı belirtiyor. Bu komutu bekleyen bedenim birden iki ayaküstünde ilerlemeye başlıyor. Tamam, arada üçbuçuk yerlerde hafif kaya ile el teması yine de kuruluyor.Kısa dinlenme ”külâh kayası” kaya tırmanış bölgesi. Kaya tırmanış etaplarının ardından da zirveye kısa bir yürüyüşle varıyoruz.Ve 30 Ağustos saat 12.30′ da zirvede Türk bayrağımızı zaferle dalgalandırıyoruz.Bu arada 3300 m civarında Gökyüzünde ”sakallı akbaba” ve ”kaya kartalı” görüyoruz. İkisini bir arada görmek zormuş.Sanırım onlar da zafer bayramı için bize uçuş gösterisi yaptılar.Dizlerime şükranlarımı sunuyor ve eve kadar biraz daha dişlerini sıkmaları için onları tembihliyorum.Sıkı iş olan inişe başlıyoruz.Tırmanarak çıktığımız külâh kayasınıip inişi ile iniyoruz. 17:15’te tekrar kampımızdaydık.Ana kamptan zirve çıkış–inişini ~10 saatte tamamlıyoruz.

Fark ettiyseniz daha çok insanlardan bahsettim. Çünkü dağı kolaylaştıran, alınan yolu anlamlı kılan yol arkadaşlarım ve yaşadıklarımdı. Bu faaliyeti keyifli ve mümkün kılan rehberimiz Tafa’ya, tanımaktan mutluluk duyduğum Gökhan Hisarcıklılar’a (o da mükemmel bir rehber) ve beraberinde laptop taşıyan işkolik ekip arkadaşım Sezgin Bayrak’a huzurunuzda sevgilerimi ve teşekkürlerimi yolluyorum. 🙂 Dönüşte onunla öyle koyu sohbete dalmışız ki uçağımıza koşarak yetiştik. Daha o kadar çok güzel anlarım var ki anlat anlat bitmez… O zaman ne diyoruz…

”Her evin kendine özgü bir kokusu vardır ve ancak yola çıkanlar bilir evleriniz kokusunu”

“Keşfetmek” istiyorsanız adresiniz “Montis Trips & Expeditions” arkadaşlar.

Not:Giderseniz Çamardı Gözde Lahmacun da mutlaka lahmacun yemelisiniz.Salatası da mükemmel. Nuriye çayı demlerken üstündeki tortunun çökmesini beklemeden kaşıkla karıştırıp beş dakika bekliyordu. Denedim oluyor.:-)

 

Foto Galeri

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir