Karadeniz ve Kuzeyden KAÇKAR

 

             Ağrı Dağı tırmanışından sonra bırakamayacağımı ve içime işleyen bu sporu bir şekilde sürdüreceğimi biliyordum. Farklı olarak, artık hırsım yoktu ya da başarmak için sebebim. Böylelikle Salim Erdal’ın Adog bünyesinde organize ettiği,Karadeniz ve kuzeyden Kaç- kar rotası tırmanışına katılmaya karar verdim. Çok özenmiş,kapsamlı bir program hazırlamıştı.Sayesinde ayak basmadığımız yer kalmayacağa benziyor. Rotamız;

İYİDERE – OVİT- MORYAYLA –İSPİR YEDİGÖLLER –İKİZGÖLLER –DÖRT GÖLLER- SALAÇUR VADİSİ- TİVOSOR –HEMŞİN AŞITINDAN KAPILI GÖLLER- VERÇENİK – ÇAT-GOBOCA- ÜÇ ŞELALELER- GİTO –AMBARLI-BALIKLIGÖL – ELEVİT- AMLAKİT- HAZİNDAK-POKUT- ŞENYUVA- ZİLKALE – ÇAMLIHEMŞİN-AYDER – Y.KAVRON – KAÇKAR ZİRVESİ’ydi.

Takıntılı ben yine vazife başında,tanıdığım insanlarla yola çıktığım için mutluydum. Bu programda üç gün boyu kamp yapacağımızdan çadır,ocak,tabak,çanak vb malzemelere ihtiyacım vardı. Hemen eyleme geçerek araştırmalara başladım.Can dostum Mehtap’tan, Everest Outdoordan Uveytullah beyin ismini aldım ve aradım. Konusuna hakimdi. İlk, işe çadırla başladık Dört ayrı marka çadırı Ankara’ya gönderdi ben de ona.Her gelen çadırı tarttırıyor böylelikle sitelerde açıklanan kilonun  yarım kilo eksik yazıldığını da öğrenmiş bulunuyordum.İlk üç gün yüklerle yürüyecektik dolayısıyla ağırlığın önemi büyüktü, en azından benim için.Sonunda 3.800 gram Husky Falcon beş mevsimde karar kıldım. Bu arada Uveytullah’a göstermiş olduğu sabır ve anlayış için ne kadar teşekkür etsem az. Hiç görüşmesek de aradığımda firma çalışanları, ben Berrin dediğimde,

            -Abi Ankara’dan Berrin abla arıyor diyorlardı.

Anlayacağınız o denli kafalarını ütülemiştim. Neyse alacaklar tamamlanıp geriye yolculuk için üç gün kaldığında,ben yine benim salona dağcılık çeyizimi yaymıştım. Aklıma geldikçe evde turluyor,lazım gördüklerimi bir bir salona getirip koyuyordum. 30 Temmuz Cuma saat altıda yola çıkılacaktı. Perşembe günü yanıma Karahan uğradı. Onunla konuşunca çadırda kilosundan dolayı yine çark ettim ve Husky Flame’i Cuma gününe bana yetiştirdiler. Tüm eşyalarımı yerleştirdikten sonra çantamı tartının üstüne koydum.Olmaması için duacı oldu-

ğum bir rakam bana bakıyordu. 20 kilo. Açıkçası onca yapılacak kilometre ya da şu an bilme- diğim ve yaşamadığım Kaçkar değildi gözümü korkutan. Bu yükle nasıl baş edecektim.Çantayı alıp hole götürmeye meyil ettiğimde çanta ile beraber hoop yere. Bu iş beni çok eğlendiriyordu.Yapamayacağımı düşündüklerim konusunda benliğimi zorlamak ve bedenimin ona itaat etmesini sağlamak…Bu arada bir korkum daha vardı. Bizim listede son anda bir arkadaş vaz- geçmiş onun yerine benim uzaktaki yakınım, Gülsen Salman dahil olmuştu. Kendisi ile iki  kez  bir araya gelmemize rağmen ona karşı gönül bağı ve saygı hissediyordum. Peki neden  korkuyorsun derseniz,ben insan kaybetmekten korkarım. Böylesi zor ve meşakkatli durumlarda  kendimizin bile yabancısı olduğumuz yüzümüz ortaya çıkabilirdi. Ya da gerçekte karşınızdaki insanın size giydirmiş olduğu kişiliğe sahip biri olmayabilirdiniz. Hataları ile insanları  seven biri değilse,kaybedecek miydim onu. Öfff işte kalabalık zihnim, kurmaya kurgulamaya her  zaman,  her yerde devam ediyordu. Yaşayıp görmek en iyisi diyerek otobüs yolculuğumuzda onun yanındaki yerimi aldım. Evet bekle Kaçkar seni yaşamaya  geliyoruz.

31 Temmuz 2010 (Cumartesi)1.GÜN: İyidere- Ovit- Moryayla- Yedigöller- İkizgöller ve Dörtgöller

Otobüsümüzden indikten sonra bizi karşılayan minibüsümüze yerleşmiştik. Çantalarımızın hacmi dolayısı ile arkadaşlarımızdan bazıları eşit rahatlığa sahip olamadılar. Stabil olmayan ve keskin virajlı yollarda hoplaya zıplaya ilerlerken,kaptanımızın emekleri sayesinde aracımız su kaynattı ve düşünülenden 500 metre kadar önce aracı terk etmek zorunda kaldık. Tabana kuvvet ilerlerken,yüklerimizle ilk bütünleşmemiz gerçekleşmeye de başlamıştı.Tanrım deli miyim neyim ben. Herkes gibi git şezlongda uzan dimi yok illa canımı çıkaracağım. Herkesin farklı tatil anlayışı var benim benliğimin de aradığı bu demek ki diyerek içimle konuşa konuşa ağır ağır ilerliyordum. Çantamın dengesizliğini grupta yeni tanıştığım Erkan arkadaşımın yardımları sayesinde sağlamaya çalışıyorum ama ne mümkün.
2 saatlik bir yürüyüş sonrası ADALI göle çadırlarımızı kurduk. Bizim peşimizden pek çok grup da kamp alanına geldi. Hemen hemen herkes gölün soğuk sularına anlık da olsa bedenini bıraktı. Ardından oyalanmadan,eşyalarımızı kamp alanında bıraktıktan sonra çevredeki gölleri keşif yürüyüşüne çıktık. İkiz göller ve Dört göller ile birlik- te 13 adet göl gezerek tekrar kamp alanına geri döndük. Geçiştirdiğime bakmayın 14 saatlik otobüs yolculuğunun ardından, yürüyüşümüz  2km si yüklü olmak üzere 12-13 km(5-6 saat) sürmüştü. Yürünen yükseltiler 2500-3200 mt arasındaydı. Akşam hava kararmaya başlayınca titremeye başlamış ve göle girdiğime pişman olmuştum. Emre,Anıl ve ben üçlü bir ekip olmuştuk.Bulgur pilavı pişirdik ve hafif pişmemiş olsa da yedik.Anıl’la yardımlaşa bulaşıktan sonra uyumak için çadırıma gittim.Sabah altıda kalkıp yedide yola çıkılacaktı.


01 Ağustos 2010 (Pazar) 2.GÜN: Salaçur Vadisi, Hemşin Aşıtı, Kapılı Göller-Verçenik Yaylası-Hemşin Vadisi
Kahvaltı sonrası çadırlarımızı toplayıp sırt çantalarımızla birlikte en zorlu yürüyüşümüze 7.00 da başladık. Salaçur (Aksu) vadisi ve Tivasor yaylası Hemşin gediği üzerinden Verçenik 3711 mt manzaralarına hükmederek 3 Göllerden oluşan Kapılı göllerden 3.sünde kampımızı atacaktık.Bu yürüyüşümüz 15 km civarında yüklü olacak ve 10 saat sürecekti.Her tarafından su fışkıran Karadeniz’e hayran kalmıştım.Hiç su sorunu yaşamıyorduk.Mutlak bir
su damarı buluyor,şişemizdeki suyu tazeliyorduk.Bize geçit vermeyen sularda ise yardımlaşarak keçi misali ama

inatlaşmadan ilerliyorduk.Suya düşenlerimiz oluyor,yolun başında olduğumuzdan henüz yerli yerinde olan sabrımıza söz geçirebiliyorduk.Bazı yerleri de botlarımızı çıkartıp yalınayak aşmamız gerekti.Düşününce ağlanası du- rumda bile gülüyorduk.Benim yüküm dolayısı ile hızım yavaştı ve serzenişlere başladım.Salim ricamızı kırmadı ve düşünülen kamp yerinden önce çadırlarımızı kurduk.Buranın sinekleri adam yiyen cinsten.Kıyafetinizin üstünden bile hapır hupur kan emiyorlar.Gülsen’in önderliğinde hepimiz nalları havaya dikerek kan hücumunu tersine çevirmeye çalışıyoruz.Fena fikir değilmiş.Geçmedi ama biraz olsun hafifledi.Ama çadıra girip yattığımda vücudumun ağrısından bir sağa bir sola sabahı sabah ettim.Sabah beşte, üçüncü günümüzün henüz doğmayan güneşinden önce güne merhaba dedik.

02 Ağustos 2010 (Pazartesi) 3.GÜN: Kapılı Göller -Verçenik yaylası – Çat- Goboca – Gito Yaylası-Ambarlı Yaylası-Balıklı Göller
Kahvaltı sonrası yüklerimizle birlikte Verçenik yaylasına yürüyüşümüze başladık. Artık aracımıza binecek ve Çata doğru yola çıkacağız.Hepimizde artık yüklerimizden kurtulacak olmamızın tarifsiz mutluluğu var. Adrenalin dolu bir gün bizi bekliyor.Verçenik yaylasına geldiğimizde büyük bir grupla karşılaştık.Verçenik dağcılık şenlikleri varmış. Grubumuzdan bazıları tanıdıklarla karşılaştı ve onların kısa sohbeti sonrası aracımızla buluşma noktamıza geldik.Kırmızı külüstür ford bir minübüs.Sürücüsü de uzun saçlı 28 yaş civarı genç bir bey.Sonrasında öğreniyorum ki bu kişi aynı zamanda bizim rehberimiz olan Mehmet Şahinmiş.Onunla Emre arasında bir ara muhabbete tanık oldumEmre’nin birkaç sözü üzerine o ona

                -Dağcılık nedir söyler misin?diye soru yöneltti.

Ve cevapsız sorusu askıda kaldı,benimse zihnimde…Bunun cevabını ondan öğrenmeliydim.

Çat yaylası, Cancık pansiyonunda kısa bir mola ve bilgilendirme sonrası Goboca yaylası mevkiine kadar aracımızla geldik. Burada yüklerimizi aracımızda bıraktıktan sonra adrenalin dolu keşif yürüyüşümüz başlayacaktı. Karadeniz’in yılan, ayı ve domuz türü hayvanları yönünden en zengin ormanlarından birine dalarak kitaplara konu olan 3 şelalelerin izini süreceğiz. Bulabilmek Salim’in düşü,hepimiz heyecanını paylaşıyoruz. Bir zamanlar köylülerin geçişi, Şimşirli-Badaran mevkiinden yol açılması neticesinde artık kullanılmadığı için herhangi bir patika bulmamız mümkün olmayabilirmiş. Haydi hayırlısı diyerek dalıyoruz ormana. Gitoya tahmini varış saatimiz 15.00 -16.00 olacakmış. Mehmet gelip bizi alacakmış. Ayak değmemiş yerlerde Emre’nin can siperhane önderliğinde ilerliyoruz. Salim’in düşü gerçek oluyor,bir bir 3 şelaleleri buluyoruz. Yufka yüreğin gözleri doluyor,insanın umut ettiğine ulaşması….Sessizce anlık onu izliyoruz,sonrasında ağaç dallarının,bitkilerin akupunktur tedavisi etkisindeki yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam. Nereye ne tarafa gideceğimizi bilmeden bir süre daha ilerlemeye devam ediyoruz.Sağ sol,ileri yukarı derken Gito hayal gibi gözüküyor.Sonrası bu durumu riskli bulan Salim aynı güzergahtan dönüş kararı veriyor. Onca  mücadeleden sonra aynı rotadan geri dönmek grubumuzun Zeynası Feride’yi  öfkelendirse de, grup ahengimiz sonunda hepimiz tava geliyoruz. Telsizle Mehmet’e durum bilgisi geçildi ve Gitodan bizi bıraktığı noktaya geri dönerek aldı. Pansiyona döndüğümüzde ilk iş banyoya daldım.İlaç gibi geldi.Hazırlanıp aşağı indiğimde arkadaşlarım yemeye başlamışlardı.Ağzımıza layık Alabalık,bol salata,muhlama ve bol meyve. Şelaleleri bulduk acıyı unuttuk.Yemek sonrası, Salim’in gazı ile Toşi Pansiyondaki tulum ve horon eğlencesine gidildi.Millet eğlence derdinde bense fırsat peşinde.Kıvranıyorum illa  Mehmet’le konuşacağım. Bir boş anını yakalıyorum ve muhabbet etmeye başlıyoruz.

                -Merak ettim lütfen söyler misin sence dağcılık nedir?

                -Sen söyle tatilde denizde olacağına dağdasın.Sence dağcılık nedir?diyor.

Israr etmeme rağmen önce benim cevabımı duymadan konuşacağa benzemiyor. Düşününce gerçekte ne diyece-ğimi bilemedim.Sustum. Bunca deliliğin,bunca riskin cevabı basit olmamalı.Konuyu değiştiriyor ve zirveye getiriyorum.

                -Senin için zirve kapıya kadar diyorlar,dememle

                -Kim diyor ………..lar değil mi?diyor ama kızgın değil gülümsüyor.

                -Ben neden zirve yaptırmak istemeyeyim ki.Sadece olmazsa,birinin başına bir şey gelmişse zorlamam.

Ben birisinin ölüsünü taşımak istemiyorum.Dağ orada.Bugün olmaz yarın,ya da diğer yıl.Şakaya gelmez anlayacağın.

                -Ağrı’da Mehmet Çeven, Kaçkar’da Mehmet Şahin. Bu benim için güzel bir tesadüf.

                -Tanırım Mehmet Çeven’i

                -Yüreği ile hareket eden biri,sen nasılsın Mehmet.Bu insanlar onca yol yapıp,dediğin gibi denizde olacaklarına benim dağımdalar.Ben bunlara zirve yaptırmalıyım diye kendini şartlar mısın?

                -Tabii ki ama dediğim gibi şartlar uygunsa.

                -O zaman ben de Mehmet Çeven gibi Mehmet Şahin’e de güveniyorum.Dağcılık nedir sorunuda düşünüp cevaplayacağım.

Başıyla onaylıyor ve horon tepenlerin arasına girerek bir eli kavrıyor.Sonrası bir on dakika da Erol’la muhabbetten sonra pansiyonun yolunu tutuyoruz.İnce belli bardakta bir çaydan sonra şimdi uyku zamanı.

03.Ağustos 2010 (Salı) 4.gün : Elevit Yaylası-Tİrovit Yaylası-Palovit Yaylası-Amlakit Yaylası-Hazindağ Yaylası Pokut

Artık kodlanmış gibi altıda kalkıp herkes yedide kımıl kımıl etrafta dolanıyor.Bugün kahvaltı sonrası Çat- Elevit –Horon boğazından geçerek Palovit Yaylası’na oradan da Amlakit  yaylasına gidecekmişiz. Aracımızdan inerek , Hazindak Yaylası üzerinden Pokut Yaylası’na sadece öğlen kumanyası ve gece uyku kıyafetlerimizi alarak yürüyüşümüze başlıyoruz. 8 saat kadar yürüdükten sonra kalacak olduğumuz  Pokut yaylasındaki  Demircioğlu pansi- yona yerleştik. Biraz moladan sonra,  45 dakikalık mesafedeki Dünyada güneşin batışının en güzel izlendiği yer denilen Sal yaylasına ormanın içinden patikadan varıyoruz. Sis bize acaba dedirtirken,güneşin gücü ve ihtişamına yenik düşüyor ve sözlerin söylenti olmadığını ispatlarcasına tüm endamı ile bize istediğimiz kadar poz vererek veda ediyor.Çorba,sarma,makarna,salata ve tatlı,tabii ki hepsi tarla ve hepsi ev yapımı.Olmazsa olmaz çayımızıda içtikten sonra odalarımıza çekiliyoruz.

04. Ağustos 2010 (Çarşamba) 5.gün : Zilkale-Palovit Şelalesi-Ayder

 Zilkale, Palovit Şelales’ni gezip Çamlıhemşin’e geçtik. Öğlen yemeği ve alışveriş molasından sonra Y.Kavruna geçerek Şahin pansiyona yerleştik. Dünya küçük derler ya bir kez de bunu Kaçkar da test ediyoruz. Bizim hemen ardımızdan Ankara’dan Mahmut Bey ve Gültekin Bey dostlarımızda Kavruna geliyorlar.Onlar zirve yapmış dönüşe geçmişler. Bakalım biz ne yapacağız. Foto foto  ve erken saatte uyku. Çünkü yarın en zorlu günümüz olacak   muhteşem bir final bizi bekliyor.

5.Ağustos 2010 (Perşembe ) 6 .GÜN: İsteyenler için Y.Kavron – Kuzey buzulundan Kaçkar zirvesi yapılacak.

Gece 2.00 da yola çıkarak Kaçkar zirvemizi yapıp Aydere dönüyoruz. Bu operasyon 13 saat sürecektir. Konaklama Ayderde otelimizde

6.Ağustos 2010 (Cuma ) Serbest zaman … İsteyenler Tar deresinde gevşeme yürüyüşü yapabilirler veya kaplıcalara girerek saat 16.00 da Ankaraya dönüş için otobüsümüzün kalkışına yetişmek zorundayız. 7 Ağustos 2010 Cumartesi saat 7.00 da Ankarada olacağız.

 

Evet 5 Ağustosta istemeyen çıkmadı ve gece 02.30 da başladığımız yürüyüşümüzü hepimiz zirve ile taçlandırdık.Toplamda 18 saat yürüdük.Kendi adıma söylemem gerekirse bunun son bir saatinde ayaklarıma artık çok zor söz geçirir hale gelmiştim.Allahtan uzun süredir dosttuk da beni yarı yolda bırakmadılar ve Nuri ile birlikte ekibin ardından Kavruna vardım.Eşyalarımız minibüse yüklenmişti.Yarım saatlik bir molanın ardından Ayder.

6 Ağustosta ne kaplıca ne gevşeme yürüyüşü. Biraz ama azıcık da denilebilir Ayder turundan sonra kaldığımız pansiyonda keyif çattık.Artık eve dönüyoruz.

Bu organizasyonu gerçekleştiren Adog ve Salim Erdal’a,Yardımcı rehberimiz Emre Yatar’a,yalnızlık muptelası  olan bana katlandığı için oda arkadaşım ve yoldaşım Gülsen Salman’a,üçüncü gün beni çadır yükünden kurtaran Erkan ve Feride Candemir çiftimize,benim için Almanyalardan havai fişek taşıyan dostum Erol Yılmaz’a,bizimle etli bulgur pilavını paylaşan Fatma Erdal’a,dostum yoldaşım Nuri’ye,brandy ve fındıklar için Anıl Aktuğ’a,Şerif Kököz ve Jak Den Exter’e şahsım adına çok teşekkür ederim.Kendime de teşekkür etmeyi ihmal etmemeliyim.Gerçekten başarılı bir ekiptik.Ve programımız zordu.

SÜRÇ İ LİSAN  ETTİYSEM AFFOLA…

 

Bu arada dağcılık nedir? (Mehmet işte cevabım)

Söyleyeceğim her şey anı etkiler,bir sene sonraki zirve denememde amacımda sonrası düşüncemde farklı olabilir diyerek söze başlayayım.Zirveden buzul bölümüne indiğimizde Mehmet bana dönüp,

                -İşte dağcılık budur anladın mı dedi.

Göreceliydi.Sözünün açılımı olmadığı için sadece yaşanılandan yola çıkarak hayatımızla oynadığımız kumarı kastediyor olsa gerek diye geçirdim içimden.Bu konunun üzerine, sadece dönerken kendisine düşüncemi siteme mutlak yazacağımı söylemiştim.Enteresandır yolculuğum boyu zihnim hep tutunacak bir dal buluyordu.Dağcılık nedir?

Türkçe de sonuna lık, cılık  eki aldın mı o işten ekmek yiyorsun mesleğin bu ,Dağcıyım dediğin zaman ise hapçıyım der gibi bu işin muptelası olup onsuz nefes alamıyorsun demektir.(Benim için aklıma gelen örnek kişi  Tunç Fındık’tır) Evinden çok dağlarda yaşarsın.Aranıldığında ulaşılmazsın. Umursamazsın çünkü sen bir bireysindir ve dağlar kulağına sürekli bunu fısıldar.Ondan kaçar şehre sığınırsın bir süre sonra özlemi başlar.Bu virüsle kanın bir kez tanıştı mı, diyaliz hastası gibi tekrar bir araya gelmen gereklidir.

Gelelim bana;Benim için sen dağcılığa uygun değilsin diyen oldu.Bunun en büyük sebebi ise çadırda,pansiyonda yalnız kalma arzumdu.Evet ben dağcı değilim.Ben dağı benliğimden ödün vermeden yaşamak isteyenim.

 Kaçkar’ı çok istemiştim. Zirvesine çıkabilmek olmazsa olmazım değildi, kısa bir sürede olsa onunla yaşamak ve nefes almaktı niyetim. Zirvenin eteklerine geldiğimde yap yap diyen içimdeki küçük vesvese canavarı ile Ağrı da  tanışmıştık. Bazı arkadaşlarımdan duyduğum,benim de yaşadığım gibi ölümü düşünerek hatta bazen olursa ne olur diye kurgulayıp yeryüzüne tutunmak…..Dağcılık bana ölümü değil yaşamı, inadına yaşamalıyı hatırlatıyor.

PEKİ SİZCE DAĞCILIK NEDİR?

Foto Galeri

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir